Ürgüp Kent Meydanı,
Ürgüp 2024 | Selim Atak, Cansen Molva, Talip Doğu Ayan, Rahmi Hızarcıoğlu
İnsan ürünü bir mekânın kimliğini, ortak bir hafıza ve paylaşılan geçmiş oluşturur. Otogar ve çevresinin gelişimini incelediğimizde, yerleşim alanlarımızda sıkça rastladığımız kentsel doğaçlamanın sıradan bir örneği olarak değerlendirebiliriz. Proje alanı, kural koyucuların Kanlıca Vadisi’ni tahrip etmesiyle başlayan ve kullanıcıların istikrarlı estetik kabullerini uygulamaları sonucu rastgele ortaya çıkan, kentin tamamlanmamış bir parçası olarak algılanabilir.
Walter Benjamin, Napoli’yi herşeyin yarım bırakıldığı, yapım aşamasında olan binalarla harap haldeki yıkıntıların yan yana durduğu gözenekli bir şehir olarak tasvir eder. Gözeneklilik, şehirdeki zamanı, fiziksel mekana gömülü zamansal boyutların çeşitliliğini anlatmak için kullanılan mekansal bir metafordur.*
Aynı şekilde, bu alanda hissedilen tamamlanmamışlığı veya bir başka deyişle alanın gözenekli yapısını, proje alanının kimliği ve potansiyeli olarak değerlendiriyoruz. Önerimiz, çevresinde bulunan rastgeleliğe, zamanın akışını kabul ederek kendi dilimizde yaptığımız bir eklentidir. Bu noktada, mekânın kullanımına dair oluşturulacak değerler sistemi önemlidir; çünkü geliştirdiğimiz proje, sınırlarının dışına müdahale içermez veya öneri getirmez. Meydan, zaman içinde çevresinde oluşacak yeni işlevlere yön vermeyi, ancak bu gelişimin kullanıcıların kendi oluşturacağı estetik eğilimlerle şekillenmesini hedefler. Tek bir projenin, proje alanı çevresinde görülen tabela ve cephe kirliliğini kısa sürede değiştireceğini ütopik bir hayal olarak kabul etsek de, kullanıcılara dayatmalarda bulunmanın kentin doğal gelişimine sert ve anlamsız bir müdahale olacağına inanıyoruz.
Alois Riegl’ın modern anıtların restorasyonuna yönelik önerdiği değerler sisteminin bir benzerini proje alanı için oluşturduğumuzda, alanın yeni kullanımında turistik değerinin ön planda olacağını öngörüyoruz. Bu çıkarımla, önerimizin işlevsel olması ve kentliye bir buluşma mekânı sağlamasına ek olarak, tekil ve ziyaretçi çekme potansiyeline sahip farklı bir meydan olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu sebeple önerimizi sadece bir meydan değil, değişime olanak tanıyan kalıcı bir enstalasyon olarak tasarladık.
Proje alanına yerleştirilmesini önerdiğimiz üç eklentiden ilki, meydanı farklı büyüklük ve şekilde iki mekâna bölen, geometrik formları üst üste istifleyerek oluşturduğumuz bir dizi kütleden oluşuyor. Meydan içinde geçirgen bir bölücü olarak önerdiğimiz eklentiyi kasti bir harabe olarak yorumluyoruz. Bu yolla, meydanı gölgelik ve açıklık olarak bölerken aynı zamanda ikinci eklentimiz için planladığımız çerçevenin bir kenarını da tasarlamış oluyoruz. Bu eklentinin, yörenin vişne rengi taşıyla yapılmasını planlıyoruz.
İkinci eklenti olarak, üç kenarı mevcut olan ve dördüncü kenarını bizim tasarladığımız çerçeve içine yerleştirdiğimiz, Kanlıca Vadisi ve deresini temsil eden bir anıt öneriyoruz. Dairesel bir sınır içinde arazi maketini andıran bu anıt, nostaljik bir arayış değil, gelişim yolunda alınan ve proje alanının mekânsal değerini düşüren kararlara yapılan basit bir eleştiridir. Anıtın en düşük kotunun kaplamasının dalgalı paslanmaz sacdan yapılmasını ve bu şekilde gökyüzünün yansımasıyla su görünümü kazanmasını amaçlıyoruz. Anıta ek olarak, meydanın bu kısmında zeminde, kent mobilyasının da parçası olduğu meditatif bir labirenti andıran tekrarlı bir desen tasarladık. Zeminde sarı ve gri traverten, mobilyalarda ise yörenin vişne rengi taşının kullanılmasını uygun gördük.
Son olarak, Güllüce Caddesi’ni yeniden düzenledik; otobüs durakları ve taksi durağını cadde üzerinde oluşturduğumuz ceplere yerleştirdik. Üçüncü eklentimizi ise Güllüce Caddesi ve proje alanı arasındaki kot farkını ve otobüs duraklarına tekil bir çözüm üretmek adına meydan çeperine yerleştirdik. Çeper boyunca uzanan geçirgen bir bahçe duvarı, anıtsal diyebileceğimiz bir merdiven ve otobüs durakları için yarı açık bir alan oluşturan örtüden oluşan bu eklentinin, yörenin sarı taşı ile yapılmasını ve tanınmışlık hissi vermesini amaçladık.
*Svetlana Boym ,“The future of Nostalgia” (Basic Books,2001), s 123
(Türkçesi: Nostaljinin Geleceği, çev. Ferit Burak Aydar, Metis, 2008)







